Türkiye’deki sol düşünceli insanlar son çıkan kapatma(-ma) davası ile AKP nin yine mağdur(sözde) duruma düşme olasılıgından kurtulmuştur.Bu gün bu düşüncedeki insanlar birlikte olup yeni bir oluşum içinde bulunmalıdırlar,bu kararda sol düşünceli insanların ateşleyici gücü olmalıdır.Son döneme kadar ufakta olsa bir sesler çıkmaya başladı fakat kesinlikle yeterli değil.Bu gün dağınık olan sol birlik ve bütünlük içinde toplanıp sesini duyurmalı,bu durum biraz uzak gözükmekle birlikte aslında olası mümkün birşeydir.Bu konu artık liderin kim olmasından bile çıkmış tamamen solun kendi meselesidir.Sol bu gücü kendi içinde barındıryor fakat bir kıvılcımla birlikte hak ettiği yere gelmelidir.
Temmuz 31, 2008
Türk Solu Hareketlenmeli
Temmuz 30, 2008
Varoluşçuluk
Varoluşçuluk, esas olarak 17. yüzyıldan beri var olmakla birlikte, gerçek ününü ve daha cok da popülaritesini Sartre ile birlikte kazanmıştır. 20.yüzyılda, Martin Heidegger gibi kendine özgü ve yetkin varoluşçu filozoflar sözkonusu olmakla birlikte, bir felsefe olarak varoluşçuluk asıl etkisini Albert Camus ve özellikle de Sartre ile birlikte göstermiştir. Sartre, varoluşçu felsefenin hem felsefi hem de siyasal alandaki taşıyıcısı, uygulayıcısı olmakla bir entelektüel ve filozof olarak ayrı bir yer edinmiştir.
Varoluşçuluğun, geriye doğru gidildiğinde Blaise Pascal’a kadar uzayan bir geçmişe sahip olduğu görülür; bu belli bir sekilde anlasilan varolusculuk anlaminda bir felsefe egilimiidr elbette, yoksa varolusculugun argümanlarinin bir kismini, nüve halinde ya da perspektif düzleminde de olsa cok daha öncelerde, örnegin Sokrates felsefesinde, kutsal metinlerde vb, de bulunmaktadir. Ama bir felsefe egilimi olarak Varolusculugu Pascal ile birlikte ele alip degerlendirmek yaygin bir tutumdur felsefe tarihi incelemelerinde.
Daha sonralari, Soren Kierkegard tam olarak belli bir sekil verir varolusculugun anlasilmasinda. Buna göre dünyadaki insanin varolusu bir problematiktir ve felsefenin sorusturulmasi bunun üzerine yürütülmelidir. ise, modern varoluşçuluğun kurucusu olarak kabul edilir. Varolusculuk öyleki hem edebiyat alaninda hem de felsefe alaninda etkili olmus ve cesitli sekillerde temsilcilerini bulmustur. Friedrich Nietzsche, Martin Heidegger, Albert Camus, Dostoyevski varolusculuk dendiginde akla gelen ve modern varolusculugun temsilcileri olarak incelenen isimlerdir.
Sartre’ın, varoluşçuluğunda ilk olarak görülen, insanın önceden-tanımlanmamış bir varlık olarak ele alınmasıdır. İnsan kendi yaşamını, ya da tanımını kendi kararlarıyla verecektir. İnsanın içinde bulunduğu koşullar içinde yaptığı tercihleri onun kim olacağını ve ne olacagını belirler. Bu, “varoluş özden önce gelir” sözünün anlamıdır. İnsan önceden-zaten-belirlenmiş bir öze sahip değildir, daha çok o özünü kendi eyleyişleriyle gerçekleştirecek, yani varoluşunu şekillendirerek özünü ortaya koyacaktır. Kahraman ya da alcak olmak, insanın kendi yaptıklarıyla ilgili bir sonuçtur. Bu anlamda varoluşçu felsefede insanın etik bir varlık olarak sekillendirildiği, ama bununda siyasalı yadsımayan bir etik oldugu görülür. İnsan belirli bir bütünlügün içine doğmuştur, burada belirli bağımlılıkları vardır ve bu bağımlılıklar içinde bazı kararlar vermek zorundadır yaşamı boyunca. İşte bu kararlar insanın varoluşunun gerçekleştirilmesidir. Bu anlamda Sartre varoluşçuluğu genelde sanıldığının aksine ve varoluşçu edebi metinlerde görülen karamsarlığa rağmen iyimser bir felsefe olarak değerlendirir. Özgürlük ve bağımlılık arasında tuhaf bir ilişki kurulur bu felsefede, öyleki, insan kendi özgürlüğüne de mahküm edilmiştir, denilir. Kendi kararlarıyla ve tercihleriyle özgürlügünü gerçekleştirmek zorundadır.
Öte yandan varoluşçuluk belirtildigi gibi iyimser bir felsefedir ve özünde hümanisttir. Hümanizm Sartre’ın felsefesinde önemli bir yöndür. 20.yüzyılın ikinci yarısı özellikle Hümaizmin kuramsala ve felsefi olarak reddedilmesi ve eleştirilmesi olarak ortaya çıkmış olmasına ve bunların çoğunluğunun Fransa kaynaklı olmalarına rağmen, Sartre ısrarla, özgül bir şekilde anladığı anlamda Hümanizmi vurgular kendi felsefi konumunu ifade etmek için. Varoluşçuluk Hümanizmdir’der Sartre ve bu şekilde bir metni vardır.
Türkiye’de sol nerede ?
Türkiye’de AKP ye muhalif olan insanlar erken seçim olmasını dört gözle bekliyor peki ya içlerindeki sol kesim ?Bu gün seçim olsa hangi sol partiye oy verecekler onlarda bunu şuan bilmiyor çünkü bir sol parti yok.CHP’nin durumu biraz karışık bu karışıklıkta sola yansıyor çünkü CHP sol alternatifsizliğinde tek çare.Tek çare olması bile tüm sol oyları onda toplamıyor.İnsanın aklına acaba sol bu kadar mı sorusu geliyor fakat Bülent Ecevit bunun böyle olmadığını bize ispatladı.Yeni bir oluşum olması gerekiyor ama arkasında durulması ve ilk seferinde olmazsa bile desteklenmesi gerekiyor.Oluşumun başında kim olur o konuda bir düşüncem yok fakat mühim olan zaten sola taze kan kim olduğu o kadar önemli değil.Bu kişide sadece bir iki özellik olmazsa olmaz.Bunlardan birincisi lider vasfına sahip olması.İkincisi ise ne olursa olsun değişmemesi ve yılmaması.Bülent Ecevit işte bunlardan dolayı arada 20 yılı aşkın bir süre olmasına rağmen iktidar olmayı bildi.
Temmuz 29, 2008
Kapatma OLMAZ
Bu ülkede gündemdeki konuların değişmesi çok kısa sürüyor.Ergenekon şu vakitlerde insanların aklındaki tek konu.Kapatma davası başladı ve üzerine bilip bilmeyen her insanın eleştirdiği hukuk tarihi bir hızla ilerliyor.Kapatma davasından nasıl bir sonuç çıkacağı şimdilik belirsiz fakat türban davasından bir yorum yapmak gerekirse o kararda karara muhalif kalan iki isimde hukukçu değildi birisi başkan Haşim Kılıç diğeri Sacit Adalı.Bu davanın hukuk dışı olduğunu söyleyenler var bunu söyleyenler şöyle bir düşünürse hukuk dışı bir davaya ancak hukuk dışı adamlar oy verir onlarda sadece iki kişi.Mahkemenin kapatma için yedi oya ihtiyacı var ama hukuk dışı insan iki tane ise kapatma imkansızdır.Bu kapanırsa ülkenin durumu kötüye gider havasına lüzum yoktur.