Politika Durağı

Nisan 6, 2009

CHP’de Silkinme Halmeleri

Kategori: politika — imotep41 @ 10:40 am
Tags: , , , , , , , ,

Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’nin en eski partisi, bunun parti üzerinde oluşturduğu olumsuz bazı şeyler var bunlardan biri partinin üzerindeki eskimişlik.

29 Mart 2009 seçimleri CHP’nin aldığı en yüksek oy 1980 sonrasın için,bunun tabiki sebepleri var fakat bir başka ince ayrıntı ise CHP’nin bu seçimlerde belediye oyları ise %29 civarında bu en önemli noktası seçimin.Türkiye’de solu %30 dan ibaret olarak gören insanların tezini yok etmeye yetecektir çünkü insanlar CHP ye belediyede %29 oy oranı ile destek verebiliyorsa bunu genel seçimlere yansıtmakta çok imkansız gözükmese gerek.29 Mart sonrası CHP lideri Deniz Baykal çıkıp seçimi değerlendirirken ilk defa iktidar hedefini açıktan anlatmaya bir yere oturtmaya başladı.Sayın Baykal CHP’nin kadrolarında revizyon ihtiyacının belirdiğini ve bunu kısa sürede gidereceğini söyledi.%23 ile CHP için başarı mı diye ses çıkartanlar yine bir noktayı kaçırıyor Bülent Ecevit Kenya fatihi diye nitelendirilği zamanda bu kadar oy almayarak Başbakan olmuştu.CHP’nin aldığı bu oy oranında çoğunluğun düşüncesinin aksine adaylar değil Deniz Baykal’ın işsizlikten dem vurması çok etkili oldu.Sayın Erdoğan bundan o kadar şikayetçi oldu ki CHP’yi laiklik konusuna ,tek parti dönemine çekmeye çalıştı çünkü bu konulardan uzaklaşmak onun gücünü korumasını sağlayacaktı fakat olmadı ve AKP büyük bir oy kaybına uğradı,düşüşe geçti.Bundan sonra ne olacak işte asıl soru bu çünkü AKP’nin bir daha tek başına iktidar olması çok imkanlı birşey gözükmüyor, MHP ile birlikte CHP ise büyüyen oylarını genel seçimlerde üst seviyelere getirmek için çalışacaklar.CHP 1989 yılında SHP’nin yaptığı iç çekişme mücadelesi gibi şeyler ile boğuşmazsa Hükümeti kurma yetkisini alabilir .CHP bu sefer 1970 dönemi gibi varoşlara yönelmeye başlamalı geçmişteki kıyı şeridi yeniden eline geçti müim olan artık içerilere gitmesi hatta ve hatta doğu bölgelere yönelmesi gerekiyor.

Bunların hepsini ilerleyen zamanlarda hep birlikte göreceğiz.

Eylül 25, 2008

Kılıçdaroğlu-Fırat

25 eylül perşembe saat 14:30′da herkes tarafından büyük düello diye tanımlanan karşılaşma tahminlerin dışında gayet sakin geçti,peki bu sadece öylesine iki siyasetçinin konuşması mıydı? Öncelikle Kılıçdaroğlu’nun belgeleri gereken patlamayı yaptı,bir iktidar partisinin genel başkan yardımcısı hayali ihracat yapmıştı,AKP sempatizanları birden böyle bir kelime duysa çılgına dönerdi fakat bu belge öyle üstünde durulmayacak bir belge değil danıştay imzalı çok sağlam bir delil onun için halkta acaba gibi bir düşünce oldu.Bu karşılaşma sonrasında çoğu yorumcu ortada kaldı dedi ama 2000 yılına ait danıştay imzalı belgenin doğruluğunda hepsi aynı düşüncedeydi.Bu tartışmanın halk tarafında nasıl algılandığını şuradan çok açık bir şekilde anlamak mümkün 133402 kişinin oy kullandığı bir ankette %58,8 Kılıçdaroğlu haklı çıktı,bu ankette Fırat ise %41,2 oranında haklı görüldü.Bu ülkede en çok oy kaybettiren olay yolsuzluk suçlamalarının yoğunlaşması ve halkın inanması, şimdide yerel seçimlerde AKP’ye kolay gelsin

Eylül 16, 2008

Fener’in Işıkları AKP’yi Eritiyor

             Türkiye Cumhuriyeti devleti hiçbir zaman böyle bir iktidar görmeyecek çok kesin ve sert bir giriş ama bu net olarak gözüküyor.Bir devlet başbakanı hemde muhafazakar oldugunu söyleyen bir başbakan benim bile ne kadar karşısında bile olsam yok yapmaz diyeceğim şeylerle anılıyor.Deniz Feneri davasında kişilerin hepsi başbakan gibi düşünen ve din ile para toplayan insanlar,bu davada şu anda direkt başbakanı suçlamak çok adaletli olmayabilir fakat onun iktidarda olduğu bir dönemde bunların olması ve bu işin suçlularının Türkiye’de olduğunu bizzat mahkemede söylenmesi çok kötü.Bir ülkede namussuz insanlar tabiki olabilir bu normal fakat hala bunun hakkında bir hareketin hukuk alanında ve siyaset alanında olmaması bir başka düşündürücü konu.Son yapılan seçim anketlerinde akp nin kararsılar dağıtılmadığı zaman oyu %32 civarında bu insanların yolsuzluk konusunda ne kadar hassas olduğunu gösteriyor.Şaban Dişli’nin gelen istifasıda bazı şeyleri kabullenme gibi algılandı halk tarafından eğer ki bu hızla yerel seçimlere girilirse ciddi bir oy kaybı akp için çok olası.CHP ise ilk defa başarılı muhalefet yapıyor Dişli’den gelen istifa,Deniz Feneri davasında avukat gibi bizzat mahkemede bulunup inceleme yapması çok başarılı hamleler fafat bu başarılarda açık şekilde bir kişiyi tebrik etmek gerekir Kemal Kılıçdaroğlu,canla başla ugraşıyor bulduğu herşeyi insanlara sunuyor ve akp yi bayağı zorluyor.Sanırım şuan başbakanın en sevmediği isim Baykal değil onun başkanvekili.

Eylül 8, 2008

Lenin:Sosyalizm ve Din

Kategori: Felsefe, politika — imotep41 @ 9:20 am
Tags: , , , , , , , ,

                                                                                                                                                                Bugünkü toplum, tamamen geniş emekçi kitlelerin nüfusunun ufak bir azınlığı; yani toprak sahipleri ve kapitalistler sınıfı tarafından sömürülmesi esası üzerine kurulmuştur. Bütün yaşamları boyunca kapitalistler hesabına çalışan “özgür” işçilere sadece kazanç sağlayan kölelerin yaşamını sürdürmeye, kapitalist köleliğin güvenini ve sürekliliğini sağlamaya yetecek oranda geçim olanağı “tanındığından”, bu toplum bir köle toplumudur.
      İşçilerin ekonomik baskı altında olmaları, kaçınılmaz biçimde her türlü siyasal baskıya, toplumsal aşağılanmaya, kitlelerin ruhsal ve moral çöküntüsünün artmasına yol açar. İşçiler ekonomik kurtuluşları adına az ya da çok ölçüde siyasal özgürlük elde etmek için savaşabilirler. Ne var ki, kapital gücü yönetimden yok edilmedikçe ne oranda olursa olsun elde edilecek siyasal özgürlük, işçileri yoksulluktan, işsizlikten ve baskıdan kurtaramayacaktır.
      Başkaları hesabına çalışmaktan, yerine getirilmeyen isteklerden ve yalnız bırakılmışlıktan yılmış halk kitleleri üzerine her yerde büyük ağırlıkla yüklenen ruhsal baskı biçimlerinden biri dindir. Doğaya yenik düşen ilk insanların tanrılara, şeytanlara, mucizelere ve benzeri şeylere inanmasına yol açışı gibi, sömürülen sınıfların sömürenlere karşı mücadeledeki yetersizliği de kaçınılmaz olarak ölümden sonra daha iyi bir yaşamın varlığına inanmalarına yol açar. Din, bütün yaşamı boyunca çalışan ve yokluk çekenlere, bu dünyada azla yetinmeyi, kısmete boyun eğmeyi, sabırlı olmayı ve öteki dünyada bir cennet umudunu sürdürmeyi öğretir. Oysa yine din, başkalarının emeğinin sırtından geçinenlere bu dünyada hayırseverlik yapmayı öğreterek, sömürücü varlıklarının ceremesini pek ucuza ödemek kolaylığını gösterir ve cenette de rahat yaşamaları için ehven fiyatlı bilet satmaya bakar. Böylelikle din, halkı uyutmak için afyon niteliğindedir. Din, sermaye kölelerinin insancıl düşlerini, insana daha yaraşan bir yaşam isteklerini içinde boğdukları bir çeşit ruhsal içkidir.
      Ne var ki, köleliğinin bilincine varmış ve kurtuluşu için mücadeleye başlamış köle, kölelikten yarı yarıya çıkmış demektir. Fabrika endüstrisinin yetiştirdiği ve kent yaşamının aydınlattığı modern, sınıf bilinçli işçi, dinsel önyargıları bir yana atar, cenneti papazlara ve burjuva bağnazlarına bırakır ve bu dünyada kendisi için daha iyi bir yaşam elde etmeye çalışır. Bugünün proletaryası, din bulutuna karşı savaşta bilimden yararlanan ve işçileri bu dünyada daha iyi bir yaşam adına kavga vermek için birleştirerek öteki dünya inancından kurtaran sosyalizmin yanında yer alır.
      Din, kişinin özel sorunu olarak kabul edilmelidir. Sosyalistler, din konusundaki tavırlarını genellikle bu sözlerle belirtirler. Oysa herhangi bir yanlış anlamaya yol açmamak için bu sözlerin anlamı kesinlikle açıklanmalıdır. Devlet açısından ele alındığı sürece, dinin kişisel bir sorun olarak kalmasını isteriz. Ancak, Partimiz açısından dini kişisel bir sorun olarak göremeyiz. Dinin devletle ilişkisi olmaması, dinsel kurumların hükümete değin yetkileri bulunmaması gerekir.
      Herkes istediği dini izlemek ya da dinsiz, yani kural olarak bütün sosyalistler gibi ateist olmakta tamamen özgür olmalıdır. Vatandaşlar arasında dinsel inançları nedeniyle ayrım yapılmasına kesinlikle göz yumulamaz. Resmi belgelerde bir vatandaşın dininden söz edilmesine de son verilmelidir. Kiliseye ve dinsel kurumlara hiçbir devlet yardımı yapılmamalı, hiçbir ödenek verilmemelidir. Bunlar, devletten tamamen bağımsız, aynı düşüncedeki kişilerin oluşturduğu kurumlar niteliğinde olmalıdır. Ancak bu isteklerin kesinlikle yerine gelmesi halinde, kilisenin devlete Rus vatandaşların ise kiliseye feodal bağımlılıklarının sürdüğü, (bügüne kadar ceza yasalarımızda ve hukuk kitaplarımızda yer alan) engizisyon yasalarının var olduğu ve uygulandığı, insanları inançları ya da inançsızlıkları nedeniyle cezalandırdığı, insanların vicdan özgürlüğünü baltaladığı ve kilisenin şu ya da bu afyonlamasıyla hükümetten gelir ya da mevki sağladığı utanç verici geçmişe son verilebilir. Sosyalist proletaryanın modern devlet ve modern kiliseden istediği, kilise ile devletin birbirlerinden kesinlikle ayrılmasıdır.

      Rus devrimi, bu isteği siyasal özgürlüğün bir gereği olarak gerçekleştirmelidir. Polis yönetimli feodal otokrasiye bağlı memurların başkaldırısı, kilise evresinde bile huzursuzluk, tedirginlik ve öfke yarrattığı için din ve devleti ayırma isteğini gerçekleştirmek konusunda Rus devrimi özellikle elverişli bir ortamdadır. Rus Ortodoks din adamları her ne kadar cahilseler de, onlar bile Rusya’daki eski, ortaçağa uygun düzenin yıkılmasıyla patlayan gümbürtüden uyandılar. Onlar bile özgürlük isteğinde birleşiyor, onlar bile bürokratik uygulamalara ve memur zihniyetine, “Tanrının hizmetkârları”nı zorla polise casusluk ettirmek isteyenlere karşı çıkıyorlar. Biz sosyalistler, bu hareketi desteklemeli, kilisenin dürüst ve içten üyelerine doğru sonuca ulaşmaları konusunda yardımcı olmalı, onların özgürlük isteklerini sürdürmelerini sağlamalı ve kilise ile polis arasındaki ilişkiyi koparmalarını onlardan istemeliyiz. Ya içtenlikli ve dürüstsünüzdür, ki o zaman kilise ile devletin ve kilise ile okulun kesinlikle birbirlerinden ayrılmasından, dinin tamamen kişisel bir sorun olarak kabul edilmesinden yana olursunuz. Ya da özgürlük konusunda bu tutarlı istekleri benimsemezsiniz, ki o zaman da engizisyon geleneklerinin hâlâ tutsağı demeksinizdir; rahat memuriyetlerinize ve hükümet kaynaklı gelirlerinize bağlısınız demektir; silahınızın ruhsal gücüne inanmıyorsunuz ve devletten rüşvet almayı sürdürüyorsunuz demektir. O takdirde de bütün Rusya’daki sınıf bilinçli işçiler size amansız bir savaş açacaklardır.
      Sosyalist proletaryanın partisi açısından, din kişisel bir konu değildir. Partimiz, işçi sınıfının kurtuluşu adına bir araya gelmiş sınıf bilinçli, ileri savaşçıların toplandıkları bir yerdir. Böylesi bir birlik dinsel inanç biçiminde ortaya sürülen sınıf bilinci yoksunluğuna, bilgisizliğe ve geri kafalılığa kayıtsız kalamaz ve kalmamalıdır. Din diye tanımlanan ve halkın üzerine indirilen koyu sisle, sözlerimizi ve yazılarımızı kullanarak tamamen ideolojik silahlarla savaşabilmek için kilisenin kaldırılmasını istiyoruz. Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisini, işçilerin her türlü dinsel uyutmacadan kurtulması adına mücadele etmek için kurduk. Bizim için ideolojik mücadele kişisel bir sorun değil, bütün Partinin, bütün proletaryanın sorunudur.
      Madem ki durum böyledir, o halde Programımızda ateist olduğumuzu neden açıklamıyoruz? Hıristiyanların ve öteki dinlere inananların partimize girmesini neden yasaklamıyoruz?
      Bu soruya verilecek cevap, din sorununun burjuva demokratları tarafından ortaya konuluşu ile Sosyal Demokratlar (Marksistler-b.n.) tarafından ortaya konuluşu arasındaki ayrımı belirleyecektir.
      Bizim Programımız tamamen bilimsel, dahası materyalist dünya görüşü temeli üzerindedir. Bu nedenle Programımızın açıklanması demek, din sisinin gerçek tarihsel ve ekonomik kökenlerinin açıklanmasını da zorunlu kılacak demektir. Propagandamız kaçınılmaz olarak ateizm propagandasını, gerekli bilimsel yayımların yapılmasını, otokrat feodal hükümetin bugüne kadar yasakladığı ve kovuşturduğu yazıların Parti çalışmalarımızın bir dalı haline getirilmesini de içermektedir. Bir zamanlar Engels’in Alman sosyalistlerine verdiği öğüdü şimdi bizim izlememiz gerekebilir: Onsekizinci yüzyıl Fransız Aydınlanma dönemi düşünür ve ateistlerinin yazıları çevirilmeli ve geniş ölçüde yayılmalıdır.
      Ancak, hiçbir koşulda din sorununu burjuva radikal demokratlarının sık sık yaptığı gibi, soyut, ülkücü bir biçimde, sınıf mücadelesinden kopuk “entellektüel” bir sorun olarak ortaya koymak yanlışına düşmememiz gerekir. Aşırı baskı temeline oturan ve işçilerin eğitilmediği bir toplumda, dinsel önyargıların sadece propaganda yöntemleriyle yok edilebileceğini sanmak budalalık olur. İnsanlığın üzerindeki din boyunduruğunun, toplumdaki ekonomik boyunduruğun bir sonucu ve yansıması olduğunu akıldan çıkarmak burjuva dar görüşlülüğünden başka birşey değildir. Proletarya kapitalizmin karanlık güçlerine karşı kendi mücadelesiyle aydınlanmadıkça, ne kadar bildiri dağıtılırsa dağıtılsın, ne kadar söz söylenirse söylensin proletaryayı aydınlatmak olanaksızdır. Bizim açımızdan ezilen sınıfın bu dünyada bir cennet yaratmak adına gerçek devrimci mücadelede birleşmesi, öteki dünya cenneti konusunda proletaryanın görüş birliğine gelmesinden daha önemlidir.
      İşte bu nedenle Programımızda ateist olduğumuzu belirtmiyoruz ve böyle davranmak zorundayız. İşte bu nedenle, eski önyargılarını henüz sürdüren proleterlerin Partimize katılmalarını engellemiyoruz ve engellememek zorundayız. Biz her zaman bilimsel dünya görüşünü öğütleyeceğiz ve çeşitli “Hıristiyanlar”ın tutarsızlıklarıyla savaşacağız. Fakat bu hiçbir zaman, yeri olmadığı halde din sorununun birinci plana alınması demek değildir. Yine bu hiçbir zaman, gerçekten devrimci ekonomik ve siyasal mücadele güçlerinin üçüncü sınıf görüşler ya da anlamsız fikirler nedeniyle birbirlerinden kopmasına, siyasal önemlerini kaybetmesine, ekonomik gelişim karşısında bir yana itilivermesine göz yummamız da demek değildir.
      Her yerde ve şimdilerde de Rusya’da reaksiyoner burjuvazi, gerçekten önemli, temel ekonomik ve siyasal sorunlardan, yani Rus proletaryasının devrimci mücadelede birleşmesiyle bugünlerde çözümlenmeye başlanmış olan sorunlardan kitlelerin dikkatini uzaklaştırmak amacıyla din adına mücadeleyi kendine uğraş edinmiştir. Bugün kendini Kara Yüzler kıyımlarında gösteren ve devrimci mücadeleyi bölmeyi amaçlayan bu reaksiyoner tutum, yarın çok başka ve çok ustalıklı biçimler alabilir. Biz, durum ne olursa olsun, bu reaksiyoner tutum karşısında serinkanlı, dirençli olacağız ve temelde olmayan ayrımların etkilemeyeceği bir öğretiyi, bilimsel dünya görüşünü ve proleter dayanışmasını öğreteceğiz.
      Dinin devletten ayrılması açısından, devrimci proletarya dini gerçekten kişisel bir sorun durumuna getirmeyi başaracaktır. Ve ortaçağ kalıntısı küflenmiş görüşlerden arınmış, bu siyasal düzende, proletarya, din aldatmacasının gerçek kaynağı olan ekonomik köleliğin kalkması için açık ve yaygın mücadele verecektir.
                                                   

                                                                                                               Vladimir Lenin

Ağustos 28, 2008

İkinci Kutup Sivriliyor

Dünya 1990 lı yıllardan sonra tek kutuplu bir hale geldi,Sovyetlerin dağılmasını çogu insan iyi olarak nitelendirdi fakat A.B.D. nin sazı eline alacağını hepsi unutmuştu.Rusya son yıllarda Vladimir Putin ile birlikte eski gücüne günden güne yaklaştı,bugün Amerika yanlısı gözüken ülkemiz bile doğalgazının %70 gibi bir kısmını Rusya’dan karşılyor.Asya da bu zamana kadar herşeyi durup seyretmedi onlarda bir işbirliği örgütü kurdu,içinde Rusya,İran,Hindistan,Çin gibi ülkelerin bulunduğu sağlam bir birlik.Rusya’nın Güney Osetya ve Abhazya’yı resmen tanıması ve batının resti üzerine Şanghay işbirliği örgütü Tacikistan’da toplandı,gelen sert tepkilere karşı Rusya birliğin desteğini isteyecek.Batı ise bu durumdan oldukça rahatsız ve ne olacağı konusunda tedirgin fakat Rusya hızını almış ve yeniden ben burdayım demekten hiç geri kalacağa benzemiyor.

Temmuz 31, 2008

Türk Solu Hareketlenmeli

Kategori: politika — imotep41 @ 8:45 am
Tags: , , , ,

Türkiye’deki sol düşünceli insanlar son çıkan kapatma(-ma) davası ile AKP nin yine mağdur(sözde) duruma düşme olasılıgından kurtulmuştur.Bu gün bu düşüncedeki insanlar birlikte olup yeni bir oluşum içinde bulunmalıdırlar,bu kararda sol düşünceli insanların ateşleyici gücü olmalıdır.Son döneme kadar ufakta olsa bir sesler çıkmaya başladı fakat kesinlikle yeterli değil.Bu gün dağınık olan sol birlik ve bütünlük içinde toplanıp sesini duyurmalı,bu durum biraz uzak gözükmekle birlikte aslında olası mümkün birşeydir.Bu konu artık liderin kim olmasından bile çıkmış tamamen solun kendi meselesidir.Sol bu gücü kendi içinde barındıryor fakat bir kıvılcımla birlikte hak ettiği yere gelmelidir.

Temmuz 30, 2008

Türkiye’de sol nerede ?

Kategori: politika — imotep41 @ 12:14 am
Tags: , , , ,

Türkiye’de AKP ye muhalif olan insanlar erken seçim olmasını dört gözle bekliyor peki ya içlerindeki sol kesim ?Bu gün seçim olsa hangi sol partiye oy verecekler onlarda bunu şuan bilmiyor çünkü bir sol parti yok.CHP’nin durumu biraz karışık bu karışıklıkta sola yansıyor çünkü CHP sol alternatifsizliğinde tek çare.Tek çare olması bile tüm sol oyları onda toplamıyor.İnsanın aklına acaba sol bu kadar mı sorusu geliyor fakat Bülent Ecevit bunun böyle olmadığını bize ispatladı.Yeni bir oluşum olması gerekiyor ama arkasında durulması ve ilk seferinde olmazsa bile desteklenmesi gerekiyor.Oluşumun başında kim olur o konuda bir düşüncem yok fakat mühim olan zaten sola taze kan kim olduğu o kadar önemli değil.Bu kişide sadece bir iki özellik olmazsa olmaz.Bunlardan birincisi lider vasfına sahip olması.İkincisi ise ne olursa olsun değişmemesi ve yılmaması.Bülent Ecevit işte bunlardan dolayı arada 20 yılı aşkın bir süre olmasına rağmen iktidar olmayı bildi.

Temmuz 29, 2008

Kapatma OLMAZ

Kategori: politika — imotep41 @ 11:26 pm

Bu ülkede gündemdeki konuların değişmesi çok kısa sürüyor.Ergenekon şu vakitlerde insanların aklındaki tek konu.Kapatma davası başladı ve üzerine bilip bilmeyen her insanın eleştirdiği hukuk tarihi bir hızla ilerliyor.Kapatma davasından nasıl bir sonuç çıkacağı şimdilik belirsiz fakat türban davasından bir yorum yapmak gerekirse o kararda karara muhalif kalan iki isimde hukukçu değildi birisi başkan Haşim Kılıç diğeri Sacit Adalı.Bu davanın hukuk dışı olduğunu söyleyenler var bunu söyleyenler şöyle bir düşünürse hukuk dışı bir davaya ancak hukuk dışı adamlar oy verir onlarda sadece iki kişi.Mahkemenin kapatma için yedi oya ihtiyacı var ama hukuk dışı insan iki tane ise kapatma imkansızdır.Bu kapanırsa ülkenin durumu kötüye gider havasına lüzum yoktur.

WordPress.com'dan blog alın.